Bir Ajansın Globalleşme Hikayesi: Kubix Digital Almanya’da

2007 yılı internet ve teknoloji dünyası için büyük bir yıldı. iPhone hayatımıza girdi; Facebook ve Twitter globalleşti; Google, YouTube’u satın aldı. Ayrıca Kubix Digital’ın da kuruluş yılıydı. Genel anlamda, 2007’nin doğru bir zaman olduğunu söyleyebiliriz. Ve bundan tam 12 yıl sonra, Kubix Digital, iki farklı ülkede aktif olarak hizmet vermeye başladı.

2007’den bu yana, ajans olarak birçok olay yaşadık, iyi ve kötü günlerimiz oldu. Ağustos 2017’de, İstanbul’daki 10. yıl dönümümüzde, limited şirketimizi Berlin’de kurmaya karar verdik ve yabancısı olduğumuz bir ülkede ve pazarda kısa sürede çok iyi işler başardık.

Berlin ofisimizin 1. yıl dönümü ile birlikte, Almanya’daki çalışma sürecimizi sizinle paylaşmak istiyorum:

  • Türkiye ile kıyasladığımızda ne gibi farklılıklar ya da benzerlikler var?
  • Tüm bu değişkenler girişimcilik gelişimimizi nasıl etkiledi?


Kurallar ve Prensipler Ülkesi Almanya

Bu bölüme, avukatlarımızdan biriyle yaptığımız kısa bir telefon görüşmesinin (5 dakika bile sürmedi diyebilirim) hizmet faturasına yansıtılması ile başlamak isterim: tüm sorular ve hizmet kalemleri tek tek faturalandırılıyor! Türkiye’de çalıştığımız hukuk bürosu ile böyle bir şeyle hiç karşılaşmadığımı söyleyebilirim.

5 dakikalık telefon konuşmasının bana faturalandırılmasına geri dönecek olursak… Görüşmeyi yaptığım avukata haftalar öncesinde birkaç e-posta attım. Ancak cevap alamadım. Daha sonrasında ise sekreterinden bir telefon görüşmesi talep ettim. Anlayacağınız acil bir bilgiye ihtiyacım vardı. Sonra telefon görüşmesi gerçekleşti. Fakat işin garip tarafı; daha önce e-postalarıma cevap alabilseydim, bu telefon görüşmesi hiç gerçekleşmeyecek ve 5 dakika için 16 Euro ödemem gerekmeyecekti. - Avukatların saatlik ücretlerini de öğrenmiş oluyorsunuz böylece.

Uzmanlar Diyarı Almanya

Yukarıda başıma gelen konunun başlıca sebebi, Almanya’nın çok kuralcı bir ülke olması ve Almanların belirlenen normların dışına çıkmamalarıdır. Öyle ki her şey için bir uzmanları var! (Ananasın bile uzmanı vardır kesin.) Hizmet sağlayıcınızın uzmanlığı dışında herhangi birşey olduğunda - küçük bir tavsiye dahi olsa - size bilgi vermeye yetkili olmadığını söyleyeceklerdir.

Fakat aynı durum Türkiye'de başıma gelseydi, bilgiye çoktan ulaşmış olurdum. Çünkü Türkiye’de Almanya’nın aksine herkes, her şey hakkında kendisinin uzman olduğunu sanıyor. Bu konuda belki “doğru uzman” olmayan bir avukat, bana cevap vermiş olurdu ve 5 dakikalık telefon görüşmesi bana fatura olarak kesilmezdi.

Zaman Faktörü

Almanya’da yapılan birçok işlemin çok uzun sürdüğünü fark ettim. Yukarıdaki e-posta konusunda olduğu gibi bazı konuların cevabı için çok uzun bir süre beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. Hatta sürecin neden bu kadar uzun sürdüğünü sorduğunuzda da cevap alamayabiliyorsunuz. Araya noel giriyor, paskalya tatili, karnaval vs. derken, yıl bitmiş oluyor.

Şirket kuruluşunda ilgilenmem gereken iş sözleşmesi, sosyal güvenlik, vergi kuralları, sigortalar vs. o kadar çok zamanımı aldı ki zaman zaman çaresizliğe kapıldığım oldu. Bu sürecin tamamı 5 aydan fazla sürdü. “Bu hafta karnaval etkinliği olduğu için size cevap veremedim”, aldığım cevaplardan biriydi örneğin. Böyle bir şeyi Türkiye’de bir müşterine desen ne olur acaba?

Bu arada yılın ilk çeyreği neredeyse sona ermişti. Salyangoz hızında çalışmaya alışkın değildim. İstanbul'da yaşadığım 12 yıl, beni daha esnek, hızlı ve pratik biri yaptı. Ne olursa olsun, bir müşteriyi ve/veya potansiyel bir müşteriyi haftalarca cevapsız bırakmak ne demek? Böyle bir şey mümkün değil!

Açıkçası, Berlin’de yaşamaya başlamadan önce zamanın çok hızlı geçtiğini düşünen ben; artık gayetle yavaş ilerlediğine şahit oldum.

Zootopia filmindeki şu sahneyi hatırlayan var mı? İşte bu durumu, neredeyse her gün yaşıyorum.

Bankalar, Finans, Ödeme Sistemleri ve Parayla İlgili Her Şey

Türkiye’de bankacılık sistemi çok ileri. Bir keresinde benzin istasyonunda kredi kartıyla bir paket sakız aldığımı biliyorum! Pazarda, fırında, tüm marketlerde vs. her yerde nakitsiz alışveriş yapmanız mümkün. Trafik cezalarını ödeyebilir, arabanızın sicil numarasını girerek para cezasının ödenip ödenmediğine bakabilirsiniz ya da araç vergisinin ne kadar yüksek olduğunu kontrol edebilir ve doğrudan ödeyebilirsiniz. Sahip olduğunuz tüm borçları görme imkanınız var; örneğin, vergi dairesine olan borcunuzu bile bir tıkla ödeyebilirsiniz.

Geçen hafta Berlin’de, sokağımızın başındaki bir fırının kapısında ‘Artık Nakitsiz Ödeme Mümkün’ afişini gördüm. 2019 yılındayız ve Almanya'da bir fırın zincirinde artık nakitsiz ödeme yapabiliyorsunuz. Voooov, büyük bir adım!

Uç Noktalarda İş Hayatı

Özel hayat benim için çok önemli. Ancak mesai saatleri içerisinde, tüm iletişim kanallarının açık olması gerektiğine de inanıyorum. Almanya'daki insanların “gizlilik” konusunun arkasına saklandıklarını hissediyorum.

Volkswagen şirketi 2011 yılında şirket içi bir karar verdi ve Almanya’da gündeme oturdu. VW çalışanlarının işten sonra e-postalarını kontrol etmeleri yasaklandı. Mesai bitiminden yarım saat sonra, Blackberry cep telefonlarına gelen e-posta bildirimi, e-posta sunucusundan kapatıldı ve ertesi gün, çalışmaya başlamadan yarım saat önce tekrar açıldı.

Türkiye'de ne yazık ki çalışanların haklarını bu şekilde koruyan, Almanya'daki gibi kurumlar bulunmuyor. Özellikle bizim gibi hizmet sektöründe çalışan kişilerin, müşterilere ve isteklerine nerdeyse 7/24 hazır durumda olmaları gerekebiliyor. "Müşteri kraldır" deyimi, Türkiye’de alışılmış bir tabir haline gelmiştir.

Almanya’nın ve Türkiye’nin bu konuda çok ayrı uç noktalarda olduklarını düşünüyorum. Bence Almanya ve Türkiye arası bir karışım; hem şirket, hem çalışan, hem de müşteri için en ideal çözüm olabilir.

Alman Disiplini ve Türk Esnekliği

Alman çalışma biçimini ve düzenini çok seviyorum. Mükemmeliyetçi olmak, çalışkan olmak ve organize olmak harika bir şey, ama bazen bu özellikler bir parça engel de olabiliyor.

Mükemmeliyetçilik ne yazık ki bazen esnekliği yok edebiliyor. Almanya’da insanlar, belirlenen düzenin dışında bir durum olduğunda bocalayabiliyor ya da ne yapacaklarını şaşırabiliyorlar. Alman ekonomisinin hala güçlü olması ve neredeyse sıfır işsizlik oranı olması bu durumu idare edebiliyor olsa da bir gün bu durum değiştiğinde ne olacak? Dünya ekonomisi ve globalleşmeyle ayak uydurabilmek için Almanların da bazı konularda daha esnek olmaları gerekiyor.

Örneğin, Türkiye’de işler genelde daha hızlı ilerler. Müşteriyle görüşülür, verilecek hizmet çerçevesi belirlenir, kontrat hazırlanır ve işe başlanır. Sözleşme süresi tamamlanmadan bile hizmet vermeye başlanabilir. Sözleşmedeki püf noktalar, süreç içinde bir şekilde çözülür.

Almanya'da ise sözleşme hazırlanır ve her nokta detaylı olarak tartışılır. Her nokta, her virgül, her paragraf ve her alt paragraf ayrıntılı olarak analiz edilir. Haliyle işe başlama süreci de epey uzayabilir.

Aynı durum müşteri kazanım sürecinde de yaşanabiliyor. Almanya’daki müşteri kazanım sürecinin kesinlikle daha uzun sürdüğünü söyleyebilirim. Çok şey soruluyor, sorgulanıyor, tartışılıyor ve anlamaya çalışılıyor. Evet, güvene dayalı bir ilişki yavaş gelişir. Ancak güven oluştuğunda ise müşteri-ajans arası uzun vadeli bir ilişki doğmuş olur.

Erken Kalkan Yol Alır

Almanya'daki insanlar, Türkiye'dekilerden daha erken işe başlıyor. İstanbul ve Berlin’i kıyasladığımızda, ulaşım faktörünün çalışma saatlerinde çok belirgin bir rol oynadığını belirtmekte fayda var: İstanbul’da iş için gidilen 1 saatlik yol, artık çok normal karşılanırken; Berlin’de şehrin bir ucundan, diğer bir ucuna gitmek 1 saat bile sürmüyor...

İnsanların trafikte zaman harcayarak güne başlamaları, zaten işe yorgun gelmelerine neden oluyor. Bu durum, ne yazık ki iş verimliliğine de olumsuz bir şekilde yansıyabiliyor. Bu verimsizlik, daha fazla mesai harcayarak telafi edilmeye çalışılıyor. Bu yüzden, orta ve uzun vadede çalışanlar daha stresli, motivasyonsuz ve verimsiz olabiliyorlar.

istanbul trafiği
istanbul trafiği

Yukarıda bahsettiğim şartlar düşünüldüğünde; çalışanlarından fazla mesai bekleyen yöneticiler, onların özel hayatı olup olmadığını pek umursamıyor. 12 yıllık şirketimizin varlığında, fazla mesai bizde hiç olmadı. İş-yaşam dengesini ciddiye alıyoruz ve fazla mesaiyi onaylamıyoruz.

Berlin'de insanlar zamanında işe gelebiliyor, enerjik ve motive bir şekilde işe başlayabiliyorlar. Haliyle insanlar burada daha verimli ve daha koordine çalışıyorlar. Bence Almanların daha oturmuş bir yaşamları var; hobilerini takip ediyorlar, spor yapıyorlar, erken saatlerde yatıyorlar.

Gözünü Sevdiğim Toplu Taşıma

Berlin’de metro 3 dakika geciktiğinde veya yürüyen merdiven çalışmadığında insanların hemen şikayet ettiklerini görüyorum. Böyle durumlarda açıkçası ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Kim bilir İstanbul’da yaşasalar ne yaparlar!

Daha mantıklı alternatifim olmadığından, İstanbul’da yıllarca araba kullandım. Bu durumdan o kadar yorulmuşum ki Berlin’de mümkün mertebe araba kullanmamaya çalışıyorum. Hatta çoğu zaman toplu taşıma bile kullanmıyorum; bisikletle bir yere gitmek hem daha ekonomik, hem daha sağlıklı, hem de çoğu zaman daha hızlı oluyor. Böylece doğayı da korumuş oluyorum.

berlinde bisiklet trafiği
berlinde bisiklet trafiği

Bisiklet ve toplu taşımanın yanı sıra, Berlin’de birçok ulaşım çözümü var. Örneğin, akıllı telefonunuzdan birkaç tıklama ile hemen hemen her sokak köşesinde e-scooter, e-bisiklet, e-motosiklet, e-otomobil ve araba kiralayabilirsiniz.

berlin ulaşım araçları
berlin ulaşım araçları

Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilirlik konusunu, Berlin’de farklı alanlarda sık sık duyabilirsiniz. Mesela, öğrenciler, her Cuma, dünya çapındaki “Fridays For Future” hareketine katılıyor, iklim değişimine karşı sokaklara çıkıyorlar.

Alman ekonomisinin temeli olan Alman otomotiv endüstrisi, elektrikli otomobilleri ve farklı ileri teknolojileri benimseyen bir dönüşüm sürecindedir. Politikada tartışmaların bir çoğu da bu konu etrafında dönüyor; iklim değişikliğinin ve çevreciliğin en önemli konulardan biri olduklarını kabul ediyorlar.

Çevre ve sürdürülebilirliğin önemli bir rol oynadığını, müşterilerimizde de görüyoruz. Örneğin, bir müşterimiz, paylaştığı teklifte sürdürülebilirlik konusunun pazarlama stratejilerinin önemli bir parçası olduğunu söyledi.

İlk başta çok şaşırdık, açıkçası bunu arama motoru pazarlama kampanyalarımıza nasıl dahil edeceğimizi bilmiyorduk. Çünkü Türkiye’de çoğu zaman özel kampanya, indirim veya fırsatlar üzerinde iletişim kurulur. Burada ise sürdürülebilirliğin ve çevreciliğin hem şirketler hem de tüketiciler için ana konu olduğunu söyleyebilirim.

Son olarak…

Her iki şehrin de kendine özgü avantaj ve dezavantajları var. Bu yazıda, her iki şehirde gözlemlediğim kişisel deneyimlerimi ve düşüncelerimi yansıtıyorum.

Son olarak, Berlin ve İstanbul’un kesinlikle yaşamaya değer şehirler olduğunu ve bu metropollerin bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissettiğimi de belirtmek istiyorum.

şafak ebcinoğlu
şafak ebcinoğlu

Hadi Tschüss!

Şafak Ebcinoğlu
21 Ağu 2019

Hizmetlerimizden Faydalanmak İçin

BİZİMLE İRTİBATA GEÇ

Müşterilerimizden Biri Sen Olabilirsin!


Sana Nasıl Yardımcı Olabiliriz?